SANILANDAN DAHA İYİ

6/11/2009 · Kategori: SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİM

Kötülükler içerisinde yolunu yitiren birisi Allah'ın lütfu ile hidayete erdi. Bir şeyhe bağlandı. Artık bütünüyle değişmiş, tövbeler etmişti. Başkalarının kusurunu araştıran bazı boşboğazlar:
- Ona inanmayın, kendisini iyi göstermeye çalışıyor, biz onu biliriz, değişmedi dediler.
Zavallı adam hakkındaki dedikodulara çok üzülüyordu. Bir gün dayanamadı ve gidip şeyhine şikayet etti. Şeyhi çok duygulandı, ağladı. Adam şeyhinin haline bir anlam verememişti. Şeyhinin sözleriyle kendine geldi:
- Ne mutlu sana, diyordu, sanılandan daha iyi bir insansın.
******
İyi olduğu halde insanların seni kötü bilmesi, gerçekte kötü olup, iyi bilinmekten daha iyidir.

Not: Mesel Denizi (yazarı: Mehmet AKAR) kitabından alınmıştır.

Benim fikrim, önemli olan herkesin size iyi demesi değil, gerçekten iyi bir insan olmanızdır. Varsın başkaları kötü desin. Siz kendinizden eminseniz, vicdanınız rahatsa sorun yok.

KIRIK CAM TEORİSİ

3/11/2009 · Kategori: SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİM

Anlatıldığı kadarıyla: “Kırık Cam Teorisi” ABD’li suç psikologu Philip Zimbardo’nun 1969′da yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilmiş. Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model otomobil bıraktı. Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Ve olup bitenleri izledi. Bronx’taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı. Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı. Ardından Zimbardo ve iki öğrencisi ’sağ kalan’ otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdı. Daha ilk darbe indirilmişti ki çevredeki insanlar (zengin beyazlar) da olaya dahil oldu. Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale gelmişti. “Demek ki” diyordu Zimbardo, “ilk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz.”

“Kırık Cam Teorisi”nin takipçileri bakın ne diyor: “Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar. Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim. Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım.”

Bunları niye mi anlattım? Kalbimizde ucundan kıyısından kırılmış camlar taşıyoruz sürekli… Ruhumuzun başköşelerine ilk başta önemsiz gözüken, laf etmeye değmez çöpler bırakıyoruz her gün. Küçük küçük günahlar, minik minik hatalar camı kırık araba gibi diğerlerini de camları kırmaya, kapıları çerçeveleri indirmeye teşvik ediyor. Pişmanlığımızı fırsat bilip ortadan kaldıracak kadar ciddiye almadığımız “çöpler”imiz, sürçmelerimiz, kötülüklerimiz, ayıplarımız, kokuşmuş çöp dağlarına, kötülük yığınlarına kapı aralıyor. “Böyle gelmişse, böyle gider” diye kendi kendimizi ağır veballer altında ezdirdikçe ezdiriyoruz.
Kırık camın oradaki varlığı, diğer camların da kırılabileceğine dair bir haklılık üretir içimizde. Çöpün bizden önce oraya atılmış olması, oraya çöp atmanın bir alışkanlık olduğunu söyler bize. Çok geçmeden biz de o alışkanlığa alışır, alışık olunanı yapmakta haklı görürüz kendimizi. Cam ilk kırıldığında hafife alırsak, ağırlaşır cam kırıkları. Çöp ilk atıldığında umursamazsak, umursamazlığımız bir çöp dağını besler.

Özür dilemeye değmez gördüğümüz küçücük bir cam kırığı, bizi özür dileyemez bir kırıklığa mahkum ediyor.
Değil mi?

RAĞMEN SEVEBİLMEK....

2/11/2009 · Kategori: İÇİMDEN GELDİĞİ GİBİ YAZDIKLARIM

Rağmen sevebilmek!... Bence gerçek sevgi bu. Karşılık gören sevgi bir gün tükenebilir. Ya da sahip olduğun niteliklerle sevilmek,( güzellik, makam, mal-mülk) ama bir gün bu nitelikleri kaybedebilirsin. Bunlara rağmen seviyor ve seviliyorsan işte bu gerçek sevgi. Bir söz vardı, şöyleydi: İyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde azalmayan sevgi, GERÇEK SEVGİ'dir. Sevgi üzerine güzel sözler:
 
Sevip de kaybetmek, sevmemiş olmaktan daha iyidir.
Seneca

Sevilenin kusurlarını hoş görmeyen sevmiyor demektir.
Goethe

Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın, yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.
Platon

Yaş da sevgi gibidir; saklanamaz.
Thomas Dekker

KRAL VE DİLENCİ

30/10/2009 · Kategori: SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİM

Selam!.. Kaç gündür bloğuma şifremi yazmama rağmen bir türlü giriş yapamıyordum. Şükür kavuşturana. Sizlerle yine hoş bir hikaye paylaşmak istiyorum. Bu hikayede insanın başkalarını memnun etme çabası. Sınırlı kaynakları ile sonsuz isteklere cevap vermeye çalışması ve isteklerinin doyumsuzluğu anlatılıyor. Umarım hayata farklı bir pencerden bakmanıza yardımcı olur.
Kral sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastladı. Dilenciye "Dile benden ne dilersen" dedi. Dilenci güldü ve "Sanki dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz" diye yanıtladı.

Kral dilencinin bu sözlerinden çok alındı ve dilencinin istediğini yerine getireceği konusunda ısrar etmeye başladı:
"Pek tabii her dediğini yerine getirebilirim” dedi. “Sen söyle hele; ne istiyorsun?"

Dilenci "Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım" dedi. 

"Ne istersen verebilirim. Ben güçlü bir kralım” dedi. “Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz."
Bunun üzerine dilenci, çanağını uzatıp, "Şu çanağı herhangi birşeyle doldurabilir misin?" diye sordu.

Kral kahkaha attı ve vezirine çanağı altınla doldurmasını emretti. Çanak dolup taşmakta ve anında boşalmaktaydı. Paralar buhar olup uçmaktaydı sanki.
Kralın onuru kırılmıştı. Bir dilenci çanağını dolduramadığı kulaktan kulağa yayılıyordu. Giderek pırlantalar, elmaslar,yakutlar akıtıldı çanağa. Ne var ki çanağın dibi yoktu sanki. Yedi yuttu ama boş kaldı.
Kral yenik düşmüştü. Dilenciye yalvarmaya başladı:
"Tamam, sen kazandın” dedi. “Dileğini yerine getiremedim ama ne olur bana çanağın neden yapıldığını söyle."

"Çok basit" diye yanıtladı dilenci. "İnsan aklından yapılmıştır. Yani insanın isteklerinden. Doymak bilmez oluşu bundandır. Bu gerçeği bir kez kavrarsan yaşantın değişir. İstek nedir ki! İstek ulaşılana dek, belli bir süre heyecan veren bir duygudur. İstediklerini elde ettiğinde, tümü anlamını yitirir. Neden? Çünkü beynin, aklın onları dışlar.

Heyecan, onu elde ettiğinde sönüp gider. Gene boşluğa düşer, yeni bir istek yaratmak zorunda kalırsın.

İstek doyumsuzluk uyandırır ve giderek dilenci olursun. Bir istekten bir diğerine çırpınıp durursun. Amacına ulaşır ulaşmaz bir yenisini yaratırsın. İsteğin bu yönünü kavradığında yaşamının dönüm noktasındasın demektir. Sürekli yolculuk hali iyi sonuç vermez. Geri dön... Evine dön... Seni mutlu edecek öğeleri dışarıda değil, kendi içinde ara.

MESNEVİ'DEN BİR HİKAYE

26/10/2009 · Kategori: SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİM

Mesnevide bir hikâyesinde, Padişahın sarayındaki Çinli ressamlar ”Biz Türk ressamlardan daha iyi, daha hünerli ressamlarız ”iddiasında bulunurlar. Türk ressamlar ise ”Bizim resimdeki ustalığımız sizden daha üstündür” derler.

Bunun üzerine padişah bir gün:

-İddianızda hanginiz haklısınız? Bunu anlamak için sizi imtihan edeceğim, der.

Çin ressamları ile Türk ressamları yarışmaya girişirler. Fakat Türk ressamlar bu yarışmadan çekinir gibi olurlar.

Çinliler:

-Padişahım bize özel bir oda veriniz,biz o odada çalışalım. Bir oda da Türklerin olsun, teklifinde bulunurlar.

Kapıları karşılıklı iki oda vardır. Odalardan birini Çinliler alır, birini de Türklere verirler. Çinliler, padişahtan yüzlerce çeşit boya isterler. Padişah onların isteklerinin hepsini yerine getirir.

Türk ressamlar ise:

Ne resim, ne boya bizim işimize yaramaz, bize sadece pas giderici nesne gerekir.

Türk ressamlar kapıyı kaparlar. Duvarı cilalamaya başlarlar. Odanın kapıya karşı olan duvarını gökyüzü gibi saf, temiz ve parlak bir hale getirirler.

Padişah önce Çinli ressamların odasına girer. Çinli ressamların yaptığı resimleri görür. Onların inceliğinize, güzelline şaşırıp kalır. Aklı başından gider.

Sonra Türk ressamlarının yanına gelir. Padişah gelince Türkler iki oda arasındaki perdeyi kaldırırlar. Karşı odada Çinlilerin yaptığı resimler ve nakışlar bu odanın cilalanmış duvarına daha parlak bir şekilde yansır.

Padişah Çinliler tarafından ne görmüşse, bu odada ondan daha iyisini, daha güzelini görür. Resimler öyle canlı öyle güzeldir ki insanın gözünü almaktadır.

Bunu gören padişah, Türk ressamlarını daha başarılı bulur ve tebrik eder.

Ve demiştir ki: Bazı insanların gönülleri ayna gibi saf ve tertemizdir. Her şey oraya yansır. Gönüllerini Allah’ı anarak iyi işler yaparak cilalamış olanlar her zaman bir güzellik hoşluk içindedir.

Empati, yani karşıdaki kişiyi anlamak ve algılayabilmek, duyumsamak barışın sürekliliğini sağlar.

Gelin, Yunus Emre’nin sözüyle yazımızı noktalayalım
Gelin tanış olalım
İşin kolay kılalım
Sevelim Sevilelim
Dünya kimseye kalmaz...
dostunun kıymetini bilemeyen düşmanından yardım bekler

« Önceki | Sonraki »